Anne-babalar çocuklarına mesaj iletirken genelde ne tür hatalar yapıyorlar?
Anne-babalar çocuklarına mesaj iletirken genelde ne tür hatalar yapıyorlar?
Anne-babaların çocuklarına mesaj iletirken dinleme ve anlatma hataları
yaptığını görüyoruz. İletişimin üç temel unsurunda, yani beden dilinde,
kelimelerde ve ses tonunda kendilerini kontrol etme, ortak amaçlar
doğrultusunda davranma açısından zorluklar yaşıyorlar.
Bir iletişimin sağlıklı olabilmesi için kelimelerin düşüncenizi en doğru şekilde ifade
edecek biçimde seçilmesi, ses tonunuzun vurgulamak istediğiniz konuyu
netleştirmesi, beden dilinizin de bunları destekleyerekanlatmanıza yardımcı
olması gerekiyor. Beden dilinizi, kelimeleri ve ses tonunuzu özen
göstermeden, rastgele kullanıyorsanız, amacınızdan uzak kalabiliyorsunuz
ve yanlışlar ortaya çıkmaya başlıyor. Bu yanlışlar da özellikle 5-6
yaşlarına kadar olan çocuklarda daha etkili oluyor. Ondan sonra git gide
çocukların tepkileri de öğrendikleri modeldeki gibi oluyor ve
iletişimsizlikler yaşanmaya başlıyor. Bir iletişimde duygu ve düşüncenin
karşı tarafa geçmesi, paylaşılması ve geri gelmesi gibi çok temel bir süreç
vardır. Bu yaşanırsa iletişim iki kişinin varlığı ile sürer. Hatalar söz
konusu olduğunda iletişim tıkanıyor. Anne babalarla çocuklar arasında
duvarlar örülüyor.
Çocukların beden dilinin yetişkinlerinkinden ne gibi farklılkları vardır?
Bunu anlamak için nelere dikkat etmeli?
Çocukların beden dili sosyalleşme sürecini tamamlamamış mesajlar içerir.
Beden dilini daha çok biopsikolojik tepkilerimizin oluşturduğunu görüyoruz,
kızgınlık, sevinç, ağlamak, gülmek gibi. Doğuşumuzdan itibaren bedensel
mesajlarla duygu ve düşüncelerimizi hareketle veya hareketsiz iletiriz. Öte
yandan, masaya yumruğumuzu vurmak, ayak ayak üstüne atmak gibi, sosyal
rollerle birlikte öğrenilen beden dilleri ve jestleri de var.
Çocuklarla ebeveynler arasındaki fark, çocukların bu sosyal beden dilini bizden
öğreniyor olmalıdır. Doğduklarında sosyal yapının ve kültürel özelliklerin
kazandıracağı jest ve mimikler henüz olmadığı için çok yalındırlar. Onun
için çocukların beden dili mesajlarını almamız çok kolaydır. Çocuk
çoşkusunu, sevincini, mutluluğunu çok hoş tarif eder. Ama mesela misafir
geldiğinde yanlarına gitmek istemez. Çünkü henüz sosyalleşmemiştir. Zamanla
kurallara uyar. Sosyal rol olarak artık ne yapması gerektiğini öğrenmiştir.
Asıl kıymetli olan, sosyal rollerin öncesinde çocuklarımızla ne yaşadığımızı
anlamamıza yardımcı olacak beden dilleridir. Bunları iyi anlar ve doğru
yönlendirirsek, aile içi verimli bir iletişim ortamının temellirini atmış
oluruz.
Çocuğumuz istenmeyen bir davranış yaptığında bununla ilgili duygu ve
düşüncelerimizi ona yansıtma biçimimiz zamanla çocuğun bu tür davranışlarını
açığa çıkartmamak için bazı kapatma jestleri kullanmaya başlamasına yol
açabiliyor. Çocukta hatalı davranışları göstermeme eğilimleri ortaya çıkmaya
başlayabiliyor. Doğru iletişim kuramayınca çocuklarımızın doğru öğrenmesini
de engelliyoruz. Şunu kabul etmeliyiz: Çocuklar hata yapacaklar, çünkü her
insan hata yapıyor. Çocuklarımızın hatalarından pay alıp ilrleyebilmemiz
için çok sağlıklı bir iletişim ortamında bulunmamız gerekiyor. Diyelim,
elindeki bir bardağı düşürüp kıran bir çocuğa, “ne kadar dikkatsizsin”, “bu
birtakım bardak kaç para biliyor musun” gibi yaklaşıyorsak, çocuk da
kırdığını saklamaya başlıyor.
Çünkü kendi sıkıntımızı anlatıyor ama onunkini dinlemiyoruz. Ya da annesinin
tasvip etmediği bir arkadaşıyla birlikte oluyor ama annesine söylemiyor.
Böyle böyle de duvarlar örülüyor ve iletişim engelleri ortaya çıkmaya
başlıyor. Oysa çocukların bu gibi, bir şeyleri sakladığı durumlarda birtakım
beden dili jestleri vardır. Örneğin konuşurken ağzını kapatabilir, önüne
bakabilir ya da gözünü annesinin gözünden kaçırabilir. Gerçekte yaptığını
değil annesinin istediği bir şeyi söylerken tepkilerini kontrol etmek için
anneyle bedensel ilişkiye girmemeye gayret eder çocuk.
Bu, çocuğun aslında ne yaptığını anlamak için güzel bir imkandır oysa bu
durumu fark eden anne-babalar, “belli ki sen yanlış bir şey yaptın; gözümün
içine bak da söyle” diyerek çocuğun üstne gidiyorlar. Bu da çocuğu anne
babasının gözlerinin içine baka baka doğru söylememeye teşvik ediyor.
Böylece bir sosyal beden dili olarak, istemediğimiz şeyleri çocuklarımıza
öğretiyoruz. Çocuk ondan sonra gözünüzün içine baka baka gerçeği kolaylıkla
gizleyebiliyor.
Çünkü siz ona artık yanlış bir kalıp öğrettiniz. Sağlıklı ve birbirini doğru
anlayan, birlikte daha doğruyu arayacak insanlar olmaktan çıkarttınız
kendinizi ve onu.
Anne-babalar çocuklardan mesaj alırken ne tür hatalara düşüyorlar?
Hata şu gerçeği özümsememekten başlıyor; Çocuklar farklı ve bizim dışımızda
bireyler. Ben doğurduğum için benim düşündüğüm gibi olmuyor. Madem ki bizim
çocuğumuz, öyleyse bizim düşündüğümüz gibi olsun dedikçe anne babayla çocuk
arasındaki iletişim bozulmaya başlıyor. Anne ve babanın çocuğu kendi
kafasındaki gibi görmekten kaçınması lazım.
Bu çocuk benim çocuğum ama benim kafamdaki kalıba uymayabilir çünkü o başka
bir insan. Bunu derinden hissetmek ve kabul etmek lazım.
Biz çocuklardan saygı bekliyoruz ama onlara onlara aynı saygıyı gösteriyor
muyuz? Göstermediğimiz zaman hatalı iletişim başlamış oluyor. Onların farklı
birer varlık olduğu bilincinde olması anne ve babanın sağlıklı iletişime
geçmesindeki en temel faktör. “Üşürsün giy” demek yerine “bana hava biraz
serinledi gibi geliyor. Üşüdüğümü hissediyorum. Üzerime bir çeket alacağım.
Sen nasıl hissediyorsun?” diyebilmeliyiz. Çünkü üşüme o an size ait bir
yaşantı. Çocuğun bu tür yaşantıları kendi kendisine algılamaya ihtiyacı
vardır. Anne-babalar bunu yapmadıkça bağımlı olan ama bağımsızlık özlemi
içerisinde koşan bir nesil artaya çıkarıyor. Çoçuğun somut ilişkilere
ihtiyac duyduğunu anlamalıyız. Çünkü soyutlayabilme yeteneği insanın daha
sonradan geliştirdiği, 10-11 yaşlarındaki dönemlerinde ortaya çıkan bir
özellik. Oysa biz çocuklara iyi, kötü, ahlaklı, ahlaksız, sayglı, saygısız
gibi şeyler söylüyoruz. Bu kavramları bizim anladığımız gibi anlamıyor
çocuklar. Çocuklarla ilişki için gerçekten özen göstermek, öğrenmeye
çalışmak zorundayız.
İletişimin temel özellikleri nelerdir?
İki insan arasındaki iletişimde ilk izlenim en önemli konudur. İki insan
birbiriyle karşılaştıkları her anda ilişki yeniden başlar. Çocuğunuz akşam
eve geldiğinde ilk izleniminizle ilk mesajı veriyorsunuz. ” Çok yorgunum,
öf” diye kapıyı açıyorsanız, başka bir şey; “hoş geldin” diye kapıyı
açıyorsanız, başka bir şey başlıyor aranızda. Onun için ebeveyn çocuk
ilişkilerinde de iletişimin en temel özelliğinin ilk izlenim, ilk an
olduğunu unutmamamız gerekiyor.
İkinci önemli özellik, iletişimin iki kişiyle kurulduğudur. Anne-babalar
çocukla konuşunca iletişim kurduklarını düşünüyorlar. Halbuki konuşma başka
iletişim başkadır. Diyelim ki çocuğunuz legolarını çıkarttı, oyun oynuyor.
Siz de ona kahvaltı hazırladınız. İçeriden “kahvaltın hazır, hadi gel” diye
sesleniyorsunuz. Çocuğunuzla iletişim kurduğunuzu düşünüyorsunuz. Halbuki
siz ona yalnızca seslendiniz. O legolarının dünyasında. Üç kere daha
sesleniyorsunuz, dördüncüsünde kızıyorsunuz ama o sizin niye kızdığınızı hiç
anlamıyor. Çünkü sizin ilk bağırmalarınızı hiç duymadı. İletişim
karşınızdaki kişiyle birlikte ilerleyen bir süreçtir ve önce onun dünyasına
girerek başlamanız gerekiyor. İletişim kişiye değil, kişiyle birlikte
yapılır.
İletişimin bir başka özelliği de bir bütün olmasıdır. Yani sadece doğru
kelimeler kullanılarak, ses tonunuzun ya da beden dilinizin doğru olmasıyla
doğru iletişim kurulmuyor. Bunların üçünün bir arada ve içiçe uygun
şekillerde kullanılıyor olması, sağılıklı iletişim için çok önemli.
Anne-babaların önemli bir bölümü de iletişimi bilgi vermek zannediyorlar.
Çoğu kez ebeveynler en önemli rollerinin çocuğa hayatı öğretmek olduğunu
düşünüyorlar. Oysa kimse kimseye hayatı öğretemiyor. Hayat yaşanılarak
öğreniliyor. Çocuğumuza hayatla ilgili pek çok reçete yazabiliriz, ama bu
reçetelerin hiçbiri doğru modeller olmamız kadar etkili olamaz. Elbette
çocuğumuzu hayat karşısında bilgilendirmemiz gerekir ama iletişim kurmak
başka bir şeydir.İletişim eşittir bilgi değil. İletişim eşittir duygu,
düşünce ve davranış beraberliğidir. Yoksa, televizyon ekranından konuşan
herhangi bir kişi olursunuz çocğunuzun gözünde.
İletişimde dinlemenin rolü nedir?
Elbette iletişimin çok önemli bir basamağını, dinleme oluşturur. Doğru
dinleyemiyorsak, doğru konuşma şansımız yok. Biz halbuki iletişimi
genellikle konuşma olarak düşünürüz. Dinleme alışkanlğı bizim kültürümüzde
oldukça zayıf. Dinlemeye açık değiliz. Ülkemizde leb demeden leblebiyi
anlamak bir fazilet gibi artaya konulur. Halbuki leb demeden leblebinin
anlaşılması aslında bir iletişim hatasıdır. Çünkü karşınızdaki insan belki
başka bir şey diyecektir. Kendi zihnimizdeki kalıplarla karşımızdakileri
algılamaya alıştığımızdan, dinleme becerimiz de ortadan kalkıyor. İletişimin
konuşmaktan çok daha önemli bir bölümü dinlemedir. Çünkü dinleyerek
anlayacağız. Anladıktan sonra anlatacağız. Anladığımız ve anlattığımız
uyuşuyorsa da anlaşacağız. Yani çok kritik üç A’dan söz ediyoruz:
Anlamak-Anlatmak-Anlaşmak. Anlaşmayı biz kendimizi anlatmak olarak
anlıyoruz. Ama karşı taraf, çocuğumuz ne kadar anladı? Orada çok ciddi bir
soru işareti var. Çocukları kendi zihnimizdeki gibi sanıyoruz. Çok süratli
büyüdüklerini, süratle geliştiklerini, yeni arayışlar içersinde olduklarını,
değişen bir yapıda olduklarını içimize sindirmemiz ve onlara gerçekten
ulaşabilmemiz için çok iyi dinlememiz gerekiyor.
Dinleme hem düşünce, hem duygu düzeyinde önemlidir. Duyguları anlamak,
hissetmek de bizim yabancı olduğumuz bir şey. Ancak karşımızdakiyle aynı
şekilde hissediyorsak bir duygu beraberliğinden söz ediyoruz. Halbuki hiç
öyle hissetmeyebiliriz. Örneğin, çocuğun eve geç gelmesi durumunda annenin
yaşadığıyla babanın yaşadığı birbirinden çok farklı olabilir. Anne ve
babanın birbirine empati kurabilmesi, duygularını anlayabilmesi için aynı
duyguyu yaşamaları gerekmez. Sadece karşıdakinin nasıl yaşadığının farkında
olmalarını ihtiyaç var. Baba bunu saygısızlık olarak kabul ederken anne
çocuğun sağlığını dert ediyor olabilir. Anne ve babanın birbirini anlamaması
durumunda ailede, çocuğun geç kalmasının dışında bir çatışma daha çıkar.
Anne babayı çocuğunu hiç merak etmediği için, baba da anneyi çocuğu aşırı
kollayarak saygısız tavırlarına sebep olduğu için eleştirir. Anne ve babanın
birbirlerini anlamamaları yüzünden çıkan tartışmada çocuğun geç kalmasının
bir kenara itildiği bile görülür. İletişimin amacına ulaşması, karşımızdaki
insanı doğru dinlememiz, onun duygusunu doğru tanımamız ve düşüncesine saygı
göstermemizle mümkün olabilir. Bunun da temelinde dinleme yatar.
Çocukların kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri için anne-babalar nasıl
bir yaklaşım içinde olmalı ?
Çocukların kendilerini daha iyi ortaya koymalarına imkan vermek anne ve
babaya düşen önemli bir sorumluluktur. Fakat çocuklar kendilerini ifade etme
konusunda farklı özelliklere sahip olabiliyorlar. Kimisi daha heyecanlı, çok
daha önde olabiliyor, kimisi de çok daha geride, daha az konuşkan
olabiliyor. Anne-babalar, “çocuklarınızla iletişim kurun, onların
açılmalarına, kendilerini ortaya koymalarına yardımcı olun” mesajını onlara
sürekli olarak “nasılsın, bugün ne yaptın, şimdi ne hissediyorsun” gibi
sorular sormak olarak anlıyorlarsa yanılıyorlar. Çünkü bu yaklaşımın da
çocuğa uygun olarak ortaya konması gerekiyor. Bazı çocuklar böyle doğrudan
doğruya kendilerine soru yöneltindiğinde, geçiştirip tamamen içlerine
kapanabilirler. Onun için çocuktan gelen mesajı doğru değerlendirmek,
ebeveynin çocuğunu açmasını yardımcı olacak en önemli konu. Diyelim,
okuldaki bir arkadaşının bir sözünü nakletmiş, ancak siz yeterince
önemsememişsinizdir; bir süre sonra ” bugün okulda ne oldu” diye sorarsınız,
o da “hiçbir şey diye” cevap verir. “Serviste ne yaptınız?” , “Orada da bir
şey olmadı.” Bir bakarsınız, konuşma hiç ilerliyemiyor; çünkü çocuğunuzudan
gelen mesajı zamanında duyarlı olup değerlendirmemişsiniz.
Kendi duygu dünyamızın karışıklıklarıyla meşgulsek, diğer insanlara
(çocuğumuza) kendimizi veremiyoruz. Galiba iletişimin en zor noktası bu. Biz
kendi içimizde suküneti ve rahatlığı yakalayamıyorsak, çocuklarımızı tanıma
şansını da bulamıyoruz.
Mümkün olduğu kadar çocukların gündeme getirdiği konular üzerinde konuşmak
önemli. Siz çocuğunuzun öğretmeniyle ilişkisini öğrenmeyi düşünürken o belki
size topa nasıl vurulması gerektiğini ya da arkadaşının saçına taktığı bir
tokayı anlatacaktır. Sizin için o toka hiç ilginç ya da önemli olmayabilir.
Ancak çocuğunuz için önemlidir ve onun anlattıklarına yoğunlaşmazsanız,
çocuğunuzu tanıyamazsınız. Onun konuşmaya girmeye hazır olduğu yeri
kaçırırsanız, iletişim şansını kaybedersiniz. Çocuklarımızla iletişim
kurmanın en temel noktası, onların bize vermek istedikleri mesajları
zamanında fark edebilmek, hissedebilmek ve iletişimi o noktada
geliştirmektir. Halbuki biz kendi kalıplarımıza onları sokmaya çalışıyoruz.
Bir süre giriyorlar ama sonra onlar da vazgeçiyorlar.
İkili iletişim, odak iletişim, engelli iletişim gibi bir takım iletişim
tanımları yapıyoruz. İkili iletişimin odak iletişime dönüşmesi ileri
dönemlerinde yani anne, baba ve çocuk arasındaki ilişkinin bozulmaya
başladığı dönemlerde ortaya çıkıyor. Anne-babalar “seninle konuşacaklarımız
var” diyerek karşılarına alıyor vebaşlıyorlar anlatmaya. Ama bu bir odak
ilişki, iletişim değil. Sadece çocuğa mesaj verici. Ondan anneye bir şey
gelmiyor. Anne-baba onu dinlemiyor. Yani iletişimin “ileti” bölümü var,
“şim” bölümü yok. İletiyor ama iletişemiyor.
Çatışma çıktığı anda ne yapılmalı?
Aile hayatında çatışma her zaman vardır. Buradaki en kritik nokta kriz
anında krizin çözülmeyeceği bilincinin anne ve babada oluşması. Eğer bir
kriz varsa duygular çok yüksek noktada demektir. Duyguların bu kadar tepe
noktada olduğu bir anda o krizi sizin farklı görüş açılarıyla çözmeye
çalışmanız, o krizi ancak büyütür. Kriz yaşanır, duygular yatışır ancak,
ondan sonra sizin bilgi içerikli iletişiminiz çocuğunuz ve aileniz için
faydalı olabilir. Kriz yaşanırken sormanız gerekn en önemli soru: “burada
durumun değişmesini asıl kim istiyor”dur. Bu soruyu doğru cevaplayamazsanız,
iletişime de doğru başlayamazsınız. Çünkü o krizde yaşanan olayda, çocuk
mevcut durumu değiştirmek istiyorsa dinlemeye, anlamaya dönük bir iletişim
tekniği kullanacaksınızdır. Durumu değiştirmek isteyen sizseniz, kendinizi
ifade etmeye yani anlatmaya dönük bir iletişim tekniği olacaktır. Bunun için
kriz anı çok doğru çözümlenmesi gereken, belki de ebeveynlerin kendi
davranışlarını en çok gözden geçirmeleri gereken andır. Çünkü kriz anında
doğru tepkiyi vermezlerse birbirlerinden gittikçe uzaklaşacaktır insanlar,
ama kriz anında doğru tepkiyi verebiliyorlarsa birlikte geçmişe bakmak ve
ileriye doğru daha büyük bir adım atmak mümkün.
Krize yol açan olayı çok fazla dağıtmamak, genişletmemek de önemlidir.
Diyelim ki çocuğun yaptığı bir hatalı davranışın üzerine konuşuyoruz. “Zaten
sen dün de onu yapmıştın, arkadaşların da şöyle demişti, anneannen de senden
memnun değil” gibi yaklaşımlarla konu o kadar genişler ki sizin o andaki
konuşma konuzun ortadan kalkar. Sağlıklı iletişimin olmadığı ailelerde
krizin büyümesi, başlangıç noktasının bile kaybedilmesi mümkün. Duygu ve
düşüncelerimizi disipline etmek ve amacı gözden kaçırmamak kriz zamanlarında
özellikle önemli.
Aile bireylerinin birbirlerine duygusal yatırımlarını çok güçlü yapmış
olmaları da krizin çözümünde çok kolaylaştırıcı bir yol oynar. Birbirini
seven, sayan ve sağlıklı iletişim kurabilen insanlar arasında sorunları
çözmek daha kolaydır.
Eğer amaç aile bütünlüğünü ayakta tutmak, uyumlu ve doyumlu ilişkiler
yaşamak, özgüvenli, sağlıklı, mutlu çocuklar yetiştirmek ise, bütün
tutumlarımızı buna göre yönlendirmek durumundayız. Bu da ancak yetişkinlerin
üstün gayretleri, zekaları, duygusal olgunlukları ile sağlanabilir.
www.ozelpedagog.com www.ozeldanisman.net www.ekremculfa.com
Rıhtım cad. KADIKÖY
Telefonlarımız: 05057675885 – 05333738123 – 02163476003
www.ekremculfa.com Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa MSN: ekremculfa@hotmail.com
Sorunlarımızı bir arkadaşımızla paylaşmak yerine Bir Pedagog veya Psikoloğa danışmak arasındaki Farklar nelerdir?
Her insan gibi; zaman zaman zor günler geçirebiliriz ve bu dönemlerde bütün ihtiyacımız iyi bir arkadaşın bizi dinlemesi, anlaması ve yanımızda olup destek vermesi olabilir. Fakat sorunlarımız daha ciddi bir problemden kaynaklandığında arkadaşımızın bizi yargısızca dinleyebilmesi imkansız hale gelebilir. En iyi arkadaşımız bile bu sorunlar karşısında bizi neşelendirmeye yada aynı sorunu tekrar tekrar konuşmamızdan rahatsızlık duymaya başlayabilir. İşin aslı bazen içinde bulunduğumuz ruh halinde kalmamız, ve konuyu yeterince anlayana kadar tekrar tekrar konuşmamız son derece çok önemlidir.
Oysa arkadaşlar bir probleminiz olduğunu unutmanızı ve geçici olarak kendinizi iyi hissetmenize yardım edebilir.